- Genel olarak firmanızı tanıtır mısınız? Firmanızın hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz?
Dr. Şeyda Atabay Sağlık ve Kozmetik Ürünleri’nin hikâyesi, bir hekim olarak klinikte karşılaştığım somut bir ihtiyaçla başladı. Oküloplastik cerrahi alanında çalışan bir göz hastalıkları uzmanı olarak uzun yıllardır göz kapağı ve göz çevresi cerrahileri ile göz altı dolgusu gibi uygulamalar gerçekleştiriyorum. İşlemler sonrasında hastalarımın en sık sorduğu soru ise “Göz çevreme şimdi ne kullanmalıyım?” oluyordu.
Bu ihtiyaçtan yola çıkarak, cildi yatıştıran, iyileşme sürecini destekleyen, morluk görünümünün azalmasına yardımcı olan ve güneşten korunmayı destekleyen; ancak cildi ağırlaştırmayan bir ürün geliştirmek istedik. Aynı zamanda, içeriklerin cilt bariyerini aşarak hedef bölgeye etkin şekilde ulaşabilmesi için nanoteknolojiden yararlandığımız özel bir formülasyon geliştirdik.
İlk ürünümüzü fason olarak ürettik ancak üretim sürecinde yaşadığımız sorunlar nedeniyle 5.000 adet ürünü imha etmek zorunda kaldık. Bu deneyim bize, bir ürünün başarısının yalnızca iyi bir fikirden değil; AR-GE, formülasyon, hammadde, ambalaj, üretim ve kalite kontrol süreçlerinin bütününden geçtiğini gösterdi.
Bunun üzerine kendi üretim tesisimizi kurma kararı aldık. Bugün İzmir’deki tesisimizde kendi markalarımız Jophielle Angel Light, Dr. Atabay ve VENRÊVE Skin Science için üretim gerçekleştiriyor, aynı zamanda farklı markalara AR-GE ve fason üretim hizmeti sunuyoruz.
Bizim hikâyemiz, bir markadan önce, klinikte doğan bir ihtiyacın teknoloji, AR-GE ve üretimle gerçek bir ürüne dönüşme hikâyesi.
- Bir kadın girişimci olarak Dr. Şeyda Atabay Sağlık ve Kozmetik Ürünleri’ni kurma ve büyütme yolculuğunuzdan bahseder misiniz? Sizi bu alanda girişimci olmaya yönlendiren motivasyon neydi?
Ben girişimciliğe “Bir kozmetik markası kurmalıyım” düşüncesiyle başlamadım. Hekim olarak hastalarımla çalışırken bir ihtiyacı fark ettim ve “Hastam için nasıl bir ürün olmalı?” sorusundan yola çıktım. Bu soru beni içerik, formülasyon, cilt bariyeri ve kullanıcı konforu gibi konularda AR-GE çalışmalarına yöneltti.
İlk ürünün geliştirilmesi ve ardından yaşadığımız 5.000 adetlik üretim kaybı, iyi bir fikrin doğru süreçler olmadan başarılı olamayacağını gösterdi. Bu benim için bir kırılma noktasıydı. Artık yalnızca marka sahibi olmak değil, üretimi bilmek, üretimin içinde olmak ve sorumluluğunu almakistiyordum. Kendi üretim tesisimizi kurma kararımız da böyle doğdu.
Hekimlikten üretime geçmek kolay olmadı. Mevzuat, kalite, üretim, tedarik, finans, insan kaynağı ve pazarlama gibi pek çok alanı öğrenmem gerekti. Zorlu ama öğretici bir süreçti. Bugün de motivasyonum aynı: Gerçek bir ihtiyacı fark etmek, bilimsel bilgiyle çözüm geliştirmek ve bunu üretilebilir bir ürüne dönüştürmek.
- Girişimcilik yolculuğunuzda bir kadın olarak karşılaştığınız zorluklar ve fırsatlar neler oldu? Bugün geriye dönüp baktığınızda bu deneyimlerin iş yapış biçiminize nasıl katkı sağladığını düşünüyorsunuz?
Karşılaştığım en büyük dirençlerden biri daha yolun başında oldu. İlk ürünümüzün AR-GE sürecinde, geliştirdiğim fikri sunduğum bir ortamda bana “Doktor Hanım, hastan mı yok? Git hastana bak.” denildi. Bu söz benim için çarpıcıydı. Çünkü geliştirdiğim ürünler yüz ve özellikle göz çevresinde kullanılacak ürünlerdi ve ben yıllardır bu bölgenin anatomisi, cerrahisi ve tedavileri üzerine çalışan uzman bir hekimdim.
O gün iki seçenek vardı: Geri çekilmek ya da bildiğimin arkasında durmak. Ben ikincisini seçtim. Üretim sektörüne girdiğimde de zaman zaman benzer dirençlerle karşılaştım. Hekim olmanın üretim bilgisinden uzak olduğu ya da bir kadın olarak sanayide karar verici olmanın alışılmış olmadığı düşüncesiyle karşılaştığım anlar oldu.
Ancak bu deneyimler bana bilmediğim konularda öğrenmekten, bildiğim konularda ise fikrimin arkasında durmaktan vazgeçmemeyi öğretti. Bugün de kararlarımı bilimsel veriler ve sahadaki gerçek ihtiyaçlar doğrultusunda alıyor, üretimin detayından markanın uzun vadeli vizyonuna kadar sürecin tamamına hâkim olmaya çalışıyorum. Geriye dönüp baktığımda, karşılaştığım dirençlerin beni durdurmak yerine daha fazla öğrenmeye ve güçlenmeye yönelttiğini düşünüyorum.
- Ürünlerinizden ve ürünlerinizin özellikleri hakkında bilgi verir misiniz?
Bugün üç farklı markamız var ve her birini farklı ihtiyaç ve tüketici profiline göre konumlandırıyoruz.
Jophielle Angel Light, profesyonel ve özellikli ürünlerimizin yer aldığı markamız. Eczaneler, hekim klinikleri ve profesyonel cilt bakım merkezlerinde konumlandırıyoruz. Markanın çıkış noktasında, uzmanlık alanlarımdan biri olan göz çevresi önemli bir yere sahip. Göz ve yüz çevresine yönelik ürünlerimizde nanoteknolojiden yararlanan özel formülasyonlar kullanıyoruz.
Dr. Atabay, günlük cilt bakımını güvenilir ve anlaşılır ürünlerle buluşturduğumuz markamız. Temizleme jellerinden serumlara, güneş koruyuculardan nemlendirici ve yaşlanma karşıtı ürünlere uzanan geniş bir ürün grubuna sahip.
VENRÊVE Skin Science ise daha yeni nesil bir cilt bakım yaklaşımını temsil ediyor. Retinol, peptit, niasinamid, seramid ve çinko gibi aktifler üzerine geliştirdiğimiz ürünlerle kaliteli formülasyonu daha geniş bir tüketici kitlesiyle buluşturmayı hedefliyoruz.
Bunun yanı sıra farklı firmalara ürün geliştirme, formülasyon ve fason kozmetik üretimi hizmeti de sunuyoruz. Kendi deneyimimizden yola çıkarak, markaların yalnızca üretim değil, fikirlerini güvenle ürüne dönüştürme süreçlerinde de yanlarında olmayı önemsiyoruz.
- Ürünlerinizin tercih edilmesindeki nedenler nelerdir? Sizi rakiplerinizden ayıran yönlerinizi anlatır mısınız?
Bizi farklılaştıran en önemli unsur, aynı yapı içerisinde hekimlik deneyimini, AR-GE’yi, marka geliştirmeyi ve üretimi bir araya getirmemiz. Bir ürüne yalnızca “Satılır mı?” diye değil; hangi ihtiyaca cevap verdiği, kimin kullanacağı, formülasyonunun ve ambalajının uygunluğu gibi birçok açıdan bakıyoruz.
İlk 5.000 ürünümüzü yanlış üretim süreci nedeniyle kaybetmiş olmamız, bugün üretime bakışımızı şekillendiren en önemli deneyimlerden biri. Bu nedenle hem kendi markalarımızda hem de fason üretimde sürecin tamamına hâkim olmaya önem veriyoruz.
Üç markamızı da farklı ihtiyaçlara göre konumlandırıyoruz: Jophielle profesyonel kanallara, Dr. Atabay günlük ve ulaşılabilir dermokozmetik bakıma, VENRÊVE Skin Science ise yeni nesil aktif içerikli cilt bakımına odaklanıyor.
Bugünün tüketicisi artık yalnızca ambalaja ya da reklama değil, ürünün arkasındaki bilgiye, üretim sürecine ve markanın neden var olduğuna da bakıyor. Bizim en güçlü tarafımız ise tüm bu sorulara bilgiye ve gerçek bir üretim deneyimine dayanan bir hikâyeyle cevap verebilmemiz.
- Bir kadın girişimci ve şirket yöneticisi olarak sektörde fark yaratmak ve markanızı büyütmek konusunda nasıl bir vizyonla hareket ediyorsunuz?
Ben artık sadece Türkiye’de ürün satan markalar oluşturmak istemiyorum. Vizyonumuz; Türkiye’de geliştirilen ve üretilen kozmetik ürünlerini uluslararası pazarlarda güçlü bir şekilde temsil edebilmek. Bunun için sadece satış rakamlarına değil; AR-GE’ye, üretim altyapısına, doğru marka konumlandırmasına ve ihracata yatırım yapıyoruz. Önümüzdeki dönemde hem kendi markalarımızı farklı ülkelerde büyütmek hem de üretici kimliğimizle uluslararası markalara çözüm ortağı olmak istiyoruz. Uzun vadede hedefim, Dr. Şeyda Atabay Sağlık ve Kozmetik Ürünleri’nin yalnızca markalarıyla değil, geliştirdiği ürünler, teknolojileri ve üretim kabiliyetiyle tanınan bir Türk kozmetik üreticisi olması.
- BeautyEurasia Fuarı’na katılmanızdaki nedenler nelerdir?
BeautyEurasia’yı bizim açımızdan yalnızca ürün sergilenen bir fuar olarak görmüyoruz. Biz buraya üç markamızı tanıtmanın yanı sıra üretim kabiliyetimizi, AR-GE yaklaşımımızı ve fason üretim gücümüzü uluslararası profesyonellerle buluşturmak için geliyoruz. Özellikle distribütörler, ithalatçılar, perakende zincirleri ve kendi kozmetik markasını oluşturmak isteyen iş ortaklarıyla yeni bağlantılar kurmayı hedefliyoruz. Dolayısıyla fuardaki temel amacımız yalnızca ürün göstermek değil; uzun vadeli uluslararası iş birliklerinin temelini oluşturmak.
- BeautyEurasia Fuarı’nı tercih etmenizdeki nedenleri öğrenebilir miyiz?
Kozmetik sektörünün en önemli özelliklerinden biri, ürünün görülmesi, denenmesi ve markanın arkasındaki insanların tanınmasının hâlâ çok değerli olması. BeautyEurasia da hem Türkiye’den hem de farklı ülkelerden sektör profesyonellerini aynı platformda buluşturduğu için bizim açımızdan önemli. Özellikle ihracat hedeflerimiz düşünüldüğünde, farklı ülkelerden distribütör ve satın alma profesyonelleriyle doğrudan görüşebilmek çok kıymetli. Aynı zamanda fuarlar sektörün nereye gittiğini görmek açısından da önemli. Yeni ürünleri, tüketici eğilimlerini, ambalajları ve teknolojileri gözlemleyerek yalnızca kendimizi anlatmıyor, sektörün geleceğini de yakından takip ediyoruz.
- BeautyEurasia Fuarı’nın firmanıza sağladığı kazanımlar hakkında bilgi verir misiniz?
Biz fuarların en büyük kazanımının “network” kelimesinden çok daha öte olduğuna inanıyoruz. Burada kurulan bir temas bazen bir distribütörlük anlaşmasına, bazen yeni bir ihracat pazarına, bazen de yıllarca devam edebilecek bir üretim iş birliğine dönüşebiliyor. BeautyEurasia’nın bize en önemli katkısının; markalarımızın uluslararası görünürlüğünü artırması, potansiyel iş ortaklarıyla bizi bir araya getirmesi ve üretici kimliğimizi daha geniş bir coğrafyaya anlatma fırsatı vermesi olduğunu düşünüyorum.
- Kadın girişimcilerin sağlık ve kozmetik sektöründeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce kadınların sektörde daha fazla söz sahibi olması için hangi alanlara odaklanılması gerekiyor?
Kozmetik sektöründe kadın tüketici çok güçlü; kadın çalışan sayısı da oldukça yüksek. Ancak iş şirket sahipliğine, yatırım kararlarına, üretime ve üst yönetime geldiğinde kadınların temsilinin hâlâ daha da güçlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle kadınların yalnızca marka oluşturma ve pazarlama tarafında değil; AR-GE, üretim, teknoloji, finans ve ihracat tarafında da daha fazla yer almasını çok önemsiyorum. Çünkü gerçek güç yalnızca bir ürünü pazarlamak değil, o ürünün nasıl geliştirileceğine, nasıl üretileceğine ve hangi pazarlara taşınacağına da karar verebilmek. Bu nedenle kadın girişimcilere verilecek finansal destek kadar eğitim, uluslararası bağlantılar ve doğru mentorluk sistemlerinin de önemli olduğuna inanıyorum.
- Girişimci olmak isteyen, özellikle sağlık ve kozmetik sektöründe kendi markasını kurmayı hedefleyen kadınlara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
İlk tavsiyem, sadece “marka kurmak” için marka kurmamaları olur. Önce şu soruyu sormalılar: “Ben hangi problemi çözüyorum ve tüketici neden benim ürünümü tercih etsin?” İkinci olarak üretimi ve rakamları öğrenmelerini öneririm. Bir markanın yalnızca sosyal medya hesabından ve ambalajından ibaret olmadığını çok iyi anlamak gerekiyor. Formülasyon, mevzuat, üretim maliyeti, stok yönetimi, satış kanalları ve finans en az marka hikâyesi kadar önemli. Ve belki de en önemlisi; başlamak için her şeyin kusursuz olmasını beklememek gerekiyor. Girişimcilikte bütün yolu başlangıçta göremiyorsunuz. Bazen ilk adımı atıyorsunuz ve ikinci adımı ancak ondan sonra görebiliyorsunuz. Cesaret başlatıyor; bilgi, disiplin ve süreklilik ise büyütüyor.
- Konuyla alakalı son olarak eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?
Ben hekimlikten girişimciliğe, girişimcilikten üreticiliğe uzanan bu yolculukta şunu öğrendim: Bir fikri ürüne dönüştürmek güzel; o ürünü üretebilen bir sistem kurmak ise çok daha büyük bir sorumluluk. Bugün kendi markalarımızı büyütürken aynı zamanda Türkiye’de üretmenin, AR-GE yapmanın ve dünyaya ürün satmanın mümkün olduğunu göstermek istiyoruz. BeautyEurasia’da bizi ziyaret edecek sektör profesyonellerine de yalnızca ürünlerimizi değil; arkalarındaki üretim gücünü, bilimsel yaklaşımı ve birlikte geliştirebileceğimiz yeni projeleri anlatmak istiyoruz. Ben özellikle kadınların bir fikrin yalnızca yüzü değil, kurucusu, üreticisi, yöneticisi ve karar vericisi olarak daha fazla görünmesini çok değerli buluyorum. Ve kendi yolculuğumun bundan sonraki bölümünde de hedefim aynı: Türkiye’den doğan, dünyada karşılığı olan markalar ve ürünler üretmek. Hikâyemizi ve vizyonumuzu paylaşma fırsatı sunduğunuz bu değerli röportaj için teşekkür ederim.
Op. Dr. Şeyda Atabay