İlişkilerde “artık eskisi kadar saf değilim” diyen insanların sayısı hiç olmadığı kadar fazla. İlk mesajı hemen atmıyor, duygularını kolay göstermiyor, güvenmeden bağlanmıyorlar. Bunu da çoğu zaman “kendimi korumayı öğrendim” diye açıklıyorlar. Peki gerçekten kendimizi mi koruyoruz, yoksa geçmişte yaşadığımız hayal kırıklıkları bugünkü ilişkilerimizi yönetmeye mi başladı?

Aradaki fark düşündüğümüzden çok daha büyük.
Çünkü sağlıklı temkin, ilişkiye alan tanır. Savunma ise daha ilişki başlamadan onu yavaş yavaş bitirmeye başlar.
Temkin ile Savunma Aynı Şey Değildir
Geçmişte incinmiş olmak, gelecekte daha bilinçli seçimler yapmayı sağlayabilir. Bu sağlıklı bir kazanımdır. Ancak geçmişte yaşanan bazı kırgınlıklar, zamanla dünyaya baktığımız pencerenin camını renklendirir. Fark etmeden herkesi o camın ardından görmeye başlarız.
Artık karşımızdaki kişiyi olduğu gibi görmek yerine, geçmişte bizi üzen insanların gölgesinden bakmaya başlarız.
- Mesaja geç cevap verdiğinde “İlgisini kaybetti.”
- Sessiz kaldığında “Kesin bir şey saklıyor.”
- Yoğun olduğunu söylediğinde “Bahane üretiyor.”
- Yakınlaştığında “Nasıl olsa sonunda gidecek.”
Oysa bunların hiçbiri o kişinin davranışıyla ilgili olmayabilir.
Bazen yalnızca zihnimiz, daha önce yaşadığı acının tekrar etmesini engellemeye çalışıyordur.

Beynimiz Bizi Korumaya Çalışırken İlişkiyi Sabote Edebilir
İnsan beyni tehditleri hatırlamak konusunda oldukça başarılıdır Daha önce yaşanan ihanet, terk edilme, değersizlik ya da reddedilme deneyimleri beynin alarm sistemini hassaslaştırabilir.
Sonuç olarak gerçek bir tehlike olmasa bile, benzer görünen her durumda alarm çalmaya başlar.
İşte bu yüzden bazı insanlar güvenmeden önce onlarca “kanıt” görmek ister.
Bazıları ise ilişki iyi giderken bile kendini geri çeker.
Çünkü bilinç dışı zihin şöyle der:
“Şimdi bağlanırsan yine canın yanabilir.”
Geçmişiniz Konuşuyorsa Bunu Nasıl Anlarsınız?
Kendinize şu soruları sorun:
- Henüz tanımadığım birine eski ilişkimin bedelini ödetiyor olabilir miyim?
- Karşımdaki kişiyi gerçekten gözlemliyor muyum, yoksa tahmin mi ediyorum?
- Bugünkü korkularımın ne kadarı bugüne ait?
- Kendimi korumaya çalışırken yakınlaşmayı da engelliyor olabilir miyim?
- Kanıt olmadan en kötü senaryoyu zihnimde tamamlıyor muyum?
Bu soruların çoğuna “evet” diyorsanız, temkinli olmaktan çok savunmada olabilirsiniz.
En Büyük Risk Yeniden İncinmek Değil, Hiç Bağ Kuramamaktır
Birçok kişi ilişkiye başlamadan önce kendini koruduğunu düşünür.
Fakat bazen duvarlar o kadar yükselir ki içeri doğru insanlar da giremez. Bu noktada kişi “Neden hep yalnızım?” diye düşünmeye başlar.
Oysa sorun yalnız kalmak istememesi değildir.
Yakınlaşmanın riskini, yalnız kalmanın riskinden daha büyük görmesidir.

Sağlıklı İlişki, Geçmişi İnkâr Etmek Değil Onu Yönetebilmektir
Geçmiş yaşantılarımız silinmez. İyi ki de silinmez.
Çünkü onlar bize sınır koymayı, kendimizi tanımayı ve ihtiyaçlarımızı fark etmeyi öğretir. Ancak geçmiş, direksiyona geçtiğinde bugünkü ilişkiyi yönetmeye başlar.
İlişkinin ritmini korkular belirlediğinde, karşımızdaki kişiyi tanımak yerine sürekli test ederiz. Gerçek güven ise karşı tarafı sürekli sınamaktan çok, zaman içinde sergilediği tutarlılığı fark edebilmekle gelişir.
Ve bazen kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
“Şu an verdiğim tepki gerçekten bu kişiye mi ait, yoksa yıllar önce yaşadığım bir hikâyenin devamı mı?”
Çünkü geçmiş konuştuğunda, bugünü duymak zorlaşır.