Tasarımı Bir Yaşam Deneyimine Dönüştüren Yaklaşım

İç mekân tasarımcısı Aynur Kırdük’ün tasarım yolculuğunu, ilham kaynaklarını ve gelecek hedeflerini kendisinden dinledik. İşte tüm detaylar!

1- Sizi yakından tanıyabilir miyiz? Hikayenizi dinleyebilir miyiz?

Ben Aynur Kırdük, 2000 yılından bu yana iç mimarlık alanında çalışıyorum. Kariyerim boyunca farklı ölçeklerde konut ve ticari projelerde görev aldım; prestijli firmalar ve mimarlık ofislerinde tasarım ve uygulama süreçlerini yönettim. Yıllar içinde edindiğim deneyimleri ve tasarım anlayışımı 2020 yılında kurduğum Aynur Kırdük Concept Design çatısı altında bir araya getirdim.

Benim için tasarım, yalnızca estetik bir sonuç üretmekten çok daha fazlasını ifade ediyor. Bir mekanın sadece fiziksel bir barınak değil, insanın hem ruhuna hem bedenine iyi gelen bir yaşam alanı olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle her projeye yalnızca “Nasıl görünmeli?” ve “Kullanım konforu nasıl olmalı?” sorularıyla değil, aynı zamanda “İçinde yaşayan insana ne hissettirmeli?” sorusuyla da yaklaşıyorum. Malzeme, doku, ışık ve sanatın bir araya gelerek mekanın karakterini oluşturduğunu düşünüyor; kullanıcılarıyla bağ kuran, içinde yaşayanlara iyi hissettiren mekanlar tasarlamayı önemsiyorum.

Benim için gerçek tasarım, teknik mükemmeliyetin mekanın ruhu ve insan duygusuyla dengede olduğu noktada anlam kazanıyor. İşte bu dengeyi arama yolculuğu, bugün hâlâ ilk günkü heyecanla çalışmamın; her projede yeni bir şey öğrenmemin ve yeni hikayeler keşfetmemin en büyük nedeni.

2. İç mimariye ilginiz nasıl başladı? Bu alanda ilerlemeyi size en çok ne motive etti?

Küçük yaşlardan itibaren mekanlara karşı özel bir ilgim vardı. Bir ortamın insanın ruh halini, enerjisini ve yaşam kalitesini nasıl değiştirebildiğini gözlemlemek beni her zaman etkiledi. Zamanla bunun sadece bir ilgi değil, hayatımın merkezine yerleşecek bir meslek olduğunu fark ettim.

Aslında bu ilginin temelleri çocukluk yıllarıma dayanıyor. 1980’li yılların sonunda gazetelerin verdiği karton maket evler vardı. Hem Türkiye’den hem de dünyadan farklı mimari örnekleri temsil eden bu maketleri büyük bir heyecanla yapardık. Bazen bir kale, bazen bir villa, bazen de bir okul olurdu. Yaptığımız karton maketlerle büyük bir şehir kurar, eksik kalan yapıları ise yeni kartonlara kendim çizip boyayarak tamamlardım. Mekanları hayal etmek, tasarlamak ve bir araya getirmek o yıllarda benim için adeta bir oyun gibiydi.

Bu yapılara olan ilgim zamanla iç mimariye yöneldi. İnşaat sektöründe çalışan babam sayesinde yapı dünyasını yakından tanıma fırsatı buldum. Çocukluğumda ilk kez duvar kâğıdı uygulanan bir mekânda, ortaya çıkan dönüşüm karşısında büyük bir hayranlık hissetmiştim. Terzi ve aynı zamanda çok iyi resim yapan bir annenin kızı olarak da renkler, dokular ve estetik algımın erken yaşlarda geliştiğini düşünüyorum.

Bugün beni en çok motive eden şey ise tasarımın dönüştürücü gücü. Bir fikrin ilk eskizden başlayıp insanların hayatlarına dokunan gerçek bir yaşam alanına dönüşmesine tanıklık etmek hâlâ beni heyecanlandırıyor. Her projede yeni bir ihtiyaç, yeni bir yaşam hikâyesi ve yeni bir çözüm arayışıyla karşılaşıyorum. Bu dinamizm mesleğimi canlı ve heyecan verici kılıyor.

3. En çok nelerden ilham alıyorsunuz?

Doğa en güçlü ilham kaynaklarımdan biri. Renklerin uyumu, dokular, ışığın gün içindeki değişimi ve doğal malzemelerin samimiyeti tasarım yaklaşımımı besliyor. Bunun yanında seyahat etmeyi çok seviyorum. Gittiğim şehirlerde tarihi yapıları, müzeleri, sanat galerilerini ve yerel yaşam kültürünü keşfetmeye çalışıyorum. Bazen bir sanat eserindeki kompozisyon, bazen eski bir yapının detayları ya da bir taşın dokusu yeni bir projenin başlangıç noktası olabiliyor. Gördüklerimin bende uyandırdığı duygular da çoğu zaman ilham kaynağına dönüşüyor. Farklı coğrafyalar ve kültürler, yerel bir üründeki renk ve desen çalışmaları, bir objenin hissettirdikleri ya da mimari dokular tasarım bakış açımı zenginleştiriyor ve yeni fikirlerin oluşmasına katkı sağlıyor.

Aslında ilhamın her yerde olduğuna inanıyorum; önemli olan onu görebilmek ve tasarım sürecine doğru şekilde aktarabilmek.

4. Günlük hayatınızda sizi en çok besleyen şeyler neler?

Doğayla temas kurmak, yürüyüş yapmak ve gözlem yapmak benim için çok değerli. Gün içinde bazen farkında olmadan bile çevremdeki renkleri, malzemeleri, ışığı ve insanların mekanlarla kurduğu ilişkiyi inceliyorum.

Sanat etkinlikleri, sergiler, müzeler ve seyahatler de beni besleyen önemli kaynaklar arasında. Ayrıca yeni malzemeleri araştırmayı ve tasarım dünyasındaki gelişmeleri takip etmeyi seviyorum. Bir tasarımcı için merak duygusunun hiç kaybolmaması gerektiğini düşünüyorum.

5. Kazandığınız ödüller size nasıl bir motivasyon verdi?

Uluslararası platformlarda ödül almak benim için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı oldu. Ancak bu başarıları bir sonuçtan çok bir sorumluluk olarak görüyorum.

2024 yılında Göktürk Villa projemiz, 2025 yılında Urla Yaz Evi ve İstanbul Kasaba Villa projelerimiz, 2026 yılında ise Urla Misafir Evi projemiz İtalya merkezli A’ Design Award kapsamında ödüllendirildi. Bu başarılar, tasarım yaklaşımımızın yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası tasarım dünyasında da karşılık bulduğunu gösterdi.

Bana en büyük motivasyonu veren şey ise her yeni projede kendimi tekrar etmeden, bir önceki işimin üzerine koyabilme isteği oldu. Ödüller bir hedef değil; daha iyisini üretmek için bir teşvik.

6. Hangi proje sizin için özel bir dönüm noktası oldu?

Aslında her proje kendi içinde farklı bir deneyim ve öğrenme süreci barındırıyor. Ancak Göktürk Villa projesinin kariyerimde özel bir yeri var.

Bu proje, tasarım yaklaşımımızın uluslararası ölçekte ilk kez ödüllendirilmesini sağladı ve çalışmalarımızın farklı kültürlerden profesyoneller tarafından da takdir edildiğini gösterdi. Bunun yanı sıra Urla’daki projelerimiz de doğal malzemeler, yaşam biçimi ve mekansal deneyim arasındaki ilişkiyi daha derinlemesine araştırmamı sağlayarak tasarım dilimin gelişmesinde önemli rol oynadı.

7. Sizin için işlev mi estetik mi daha öncelikli?

Ben bu ikisinin birbirinden ayrılabileceğini düşünmüyorum. Başarılı bir tasarımın temelinde işlev ve estetiğin dengeli birlikteliği vardır.

Bir mekan ne kadar etkileyici görünürse görünsün kullanıcısının ihtiyaçlarına cevap vermiyorsa eksik kalır. Aynı şekilde yalnızca işlevsel olup duygu yaratmayan bir mekan da karakter kazanamaz.

Benim için tasarımın amacı, kullanıcının günlük yaşamını kolaylaştırırken aynı zamanda ona ilham veren, iyi hissettiren ve aidiyet duygusu oluşturan mekanlar yaratmaktır.

8. İleriye dönük hedefleriniz neler?

Önümüzdeki dönemde uluslararası projelerde daha fazla yer almak ve tasarım yaklaşımımızı farklı coğrafyalara taşımak istiyorum. Türkiye’yi uluslararası tasarım platformlarında temsil etmeye devam etmek benim için önemli bir motivasyon.

Meslek hayatım boyunca edindiğim deneyimlerin genç tasarımcılara da fayda sağlayabilmesi beni mutlu eder. Bu nedenle ilerleyen yıllarda seminerler, söyleşiler ve benzeri buluşmalarda yer alarak farklı deneyim ve bakış açılarını paylaşmayı aynı zamanda sektöre katkı sağlamayı  isterim.

Uzun vadede ise Aynur Kırdük Concept Design’ın, tasarım anlayışı, özgün bakış açısı ve kullanıcı odaklı yaklaşımıyla uluslararası alanda da değer gören bir tasarım ofisi olarak yoluna devam etmesini hedefliyorum. Çünkü benim için tasarım yalnızca mekân üretmek değil, yaşamın estetiğini yeniden yorumlamaktır.