L’aube Patisserie’nin Kurucu Şefi Gazel İmik Anlatıyor

L’aube Patisserie’nin Kurucu Şefi Gazel İmik ile; kuruluş hikâyesinden ilham kaynaklarına, lezzet anlayışından gelecek hedeflerine uzanan tatlı bir yolculuğa çıkıyoruz.

Pastacılık yolculuğunuz nasıl başladı? Bu alana yönelmenizi tetikleyen ilk duygu neydi?

Aslında her şey tamamen sevgiyle başladı. Yıllarca evde yaptığım pastaları arkadaşlarıma, komşularıma gönderirdim. Her seferinde aldığım samimi tepkiler, bende bir şeylerin kıvılcımını yaktı. Çocuklarım büyüdükten sonra bu sevgiyi profesyonel bir alana taşımak istedim ve eğitim almaya karar verdim. Okula ilk aşçılık için gitmiştim ama pastaların renklerini ve dünyasını görünce “Benim yerim burası” dedim. O an aslında hayatımın yönü netleşti.

Profesyonelleşme süreciniz nasıl gelişti? Kendinizi nasıl yetiştirdiniz?

MSA’daki eğitimimden sonra öğrenme sürecim hiç bitmedi. Eve döndüğümde bile tarifleri yeniden yorumlar, farklı kalıplar ve teknikler denerdim. Zamanla tamamen bana ait reçeteler oluşmaya başladı. Ardından yurtdışından online eğitimler aldım, workshop’lara katıldım, farklı şeflerin tekniklerini öğrendim. Her seyahat benim için adeta bir araştırma yolculuğu oldu. Valizlerimde çoğu zaman kıyafet değil, pasta kalıpları taşırdım.

L’aube Patisserie’nin doğuş hikâyesi nedir?

Aslında küçük bir hayalle başladı. Eşimle yıllardır “Bir gün bir pastane açsak” diye konuşurduk. İlk başta küçük bir mutfakta denemeler yaparak ilerledik. Dört ay boyunca reçeteler üzerinde çalıştım, sürekli tattırdım, geri bildirim aldım. Açıldığımızda sadece birkaç masa ve küçük bir bahçemiz vardı. Hiç reklam yapmadık; tamamen kulaktan kulağa büyüdük. İnsanların gelip “Böyle bir kruvasanı Fransa’da bile yemedik” demesi, doğru yolda olduğumuzu gösterdi.

Sizi rakiplerinizden ayıran en önemli fark nedir?

Bence en büyük farkımız mükemmeliyetçilik ve bütünsel deneyime odaklanmamız. Biz sadece lezzet üretmek istemedik; insanların burada iyi hissetmesini de hedefledik. Sunumdan servis kâğıdına, müzikten fincanlara kadar her detayı düşündük. Çünkü bizim için patisserie, lezzetin yanı sıra atmosfer, estetik ve duygunun birleştiği bir yaşam hissi.

L’aube Patisserie’nin menüsünü oluştururken nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? Bir ürünü vitrine girecek “L’aube ürünü” yapan kriterler neler oluyor?

Bir ürünün vitrine girmesi için o ürünün bir hikâyesi olması gerekiyor. Önce zihnimde bir fikir oluşuyor, sonra onun üzerinde uzun uzun çalışıyorum. Bazen bir kruvasan için onlarca reçete denediğimiz oluyor. Kıvamı, dokusu ve dengesi tam oturmadan “tamam” diyemiyorum. Her L’aube ürünü; titizlik, özgünlük ve duyguyla ortaya çıkıyor.

L’aube Patisserie’ye gelen birinin ilk andan itibaren hissetmesini istediğiniz duygu nedir? Mekân atmosferini tasarlarken hangi detaylara özellikle önem veriyorsunuz?

L’aube’ye giren birinin kendini şehirden kopmuş gibi hissetmesini istiyorum. Bizim en başından beri hayalimiz sadece pasta satılan bir yer değil, insanların gerçekten huzur bulduğu bir ortam yaratmaktı. Hatta ilk zamanlarda tabelamız bile çok küçüktü. Bilerek öyle yaptık. Burayı keşfeden insanların “gizli bir yer bulmuş” hissi yaşamasını istedik. Bugün en çok mutlu olduğum şeylerden biri de şu: Gelen misafirlerin burayı sahiplenmesi. Bardaklarımız değişse fark eden, dekorun bir parçasını soran müşterilerimiz var. Bu da kurmak istediğimiz duygunun karşılık bulduğunu gösteriyor.

Geleceğe dair en büyük hayaliniz nedir?

En büyük hayalim bir patisserie akademisi kurmak. Öğrendiklerimi paylaşabileceğim, yeni şeflerin yetişmesine katkı sağlayabileceğim bir alan yaratmak istiyorum. Bunun yanı sıra markayı yavaş ama sağlam adımlarla büyütme hedefimiz var. Türkiye’de ve uzun vadede yurtdışında yeni lokasyonlarda yer almak, planlarımız arasında önemli bir yer tutuyor.