Şarm El-Şeyh, beklediğimden çok daha katmanlı bir yerdi. Çöl ve Kızıldeniz — bu iki zıtlık, birbirini tamamlamak için burada buluşuyor.

Mısır derken aklıma hep piramitler gelirdi. O dev taş kütleleri, antik yazıtlar, kalabalık turlar. Ama Şarm El-Şeyh başka bir Mısır. Güneyin kendine özgü bir sakinliği var — Sina Yarımadası’nın en ucunda, Kızıldeniz’in iki kola ayrıldığı noktada, sanki dünya biraz yavaşlamış gibi. Rixos’un daveti geldiğinde iki saatlik bir yolculuğun ardından bu coğrafyaya ayak basacağımı biliyordum. Havaalanından çıkar çıkmaz, hava değişiyor — sıcak, kuru ama bir o kadar da temiz. On dakika sonra otelin kapısındaydım.
Rixos Sharm El Sheikh, “büyük” kelimesinin yetersiz kaldığı bir yer. Adına kompleks desek daha doğru — birden fazla havuz, onlarca restoran ve bar, aqua park, çocuk kulübü, spa… İlk adımda görkeminden biraz bunalıyor insan. Ama bu his kısa sürüyor; yerini keşfetme isteğine bırakıyor. Tesis içinde hareket için buggy’ler var — ki onlarsız ilk gün kaybolmak işten değil. Ultra her şey dahil konsept burada gerçekten karşılığını buluyor; neyin dahil olduğunu sorgulamakla zaman kaybetmiyorsunuz.
“Havuzda uzanırken bir yanda palmiye gölgesi, bir yanda Kızıldeniz’in mavi çizgisi. Zaman farklı akıyor burada.”