Sevil Dolmacı’dan Gerçekliği Şekillendiren Sistemleri Sorgulayan Uluslararası Sergi: Making Worlds. Systems Of Being

Küratör Dorothea Strauss’un farklı kuşak ve coğrafyalardan on sanatçıyı bir araya getirdiği “Making Worlds. Systems of Being”, 9 Eylül 2026’da Sevil Dolmacı Gallery’nin İstanbul’daki tarihi mekânı Villa İpranosyan’da açılıyor. Maria Ceppi, Nilbar Güreş, Christian Jankowski, Sofia Mitsola, Natasza Niedziółka, Serkan Özkaya, Tobias Pils, Ekrem Yalçındağ, Miao Ying ve Beat Zoderer’in eserlerinin yer aldığı sergi, gerçeklik algımızı biçimlendiren görünür ve görünmez sistemleri odağına alıyor. Sergi, 9 Ekim 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilecek.

Making Worlds. Systems of Being, bugün giderek daha fazla önem kazanan “Yaşadığımız gerçeklikleri kimler ve neler şekillendiriyor?” sorusunun izini sürüyor.

Sergi, gerçekliğin kendiliğinden var olan, sabit ve tarafsız bir olgu olmadığı düşüncesinden hareket ediyor. Arzu ve hafıza, kültürel kodlar ve toplumsal roller, imgeler ve sanat tarihi, malzeme, teknoloji ve algoritmalar; neyi gerçek olarak gördüğümüzü, neye inandığımızı ve dünyayı nasıl anlamlandırdığımızı birlikte belirliyor.

Bu noktadan hareketle sergi, içinde yaşadığımız dünyaların ne ölçüde bizden önce biçimlendirilmiş olduğunu ve onları başka türlü kurma imkânımızın nerede başladığını sorguluyor. Tek bir yanıt önermek yerine, gerçekliği oluşturan farklı sistemler arasındaki ilişkileri görünür kılıyor; dünyayı başka türlü görmenin, kendimizi farklı biçimlerde tahayyül etmenin ve gerçekliği yeniden şekillendirmenin imkânlarını araştırıyor.

Making Worlds. Systems of Being’de Villa İpranosyan yalnızca serginin gerçekleştiği bir mekân değil, küratöryel kurgunun ayrılmaz bir parçası olarak konumlanıyor. Yapının katmanlı geçmişi, mimarisi, göçün ve kültürel etkileşimin bıraktığı izler serginin temel meseleleriyle kesişiyor.

Villanın farklı karakterlere sahip odaları ve katları boyunca çeşitli sanatsal diller karşılaşırken; beden ve kimlikten kültürel hafızaya, özgünlük ve yeniden üretimden dijital gerçekliklere uzanan farklı dünyalar aynı yapı içerisinde birbirleriyle diyaloğa giriyor.

Dorothea Strauss İstanbul’a Dönüyor..

Dorothea Strauss’un İstanbul sanat ortamıyla ilişkisi uzun yıllara dayanıyor. Strauss, Zürih’teki Museum Haus Konstruktiv’in direktörlüğünü yürüttüğü 2013 yılında, farklı kuşaklardan 21 sanatçıyı bir araya getiren ve Türkiye’deki soyut, konstrüktif ve kavramsal sanat pratiklerinin gelişimini ele alan kapsamlı araştırma sergisi Hot Spot Istanbul’u gerçekleştirdi. İstanbul sanat ortamıyla o dönemde kurduğu diyalog sonraki yıllarda da devam etti.

Making Worlds. Systems of Being, Strauss’un İstanbul ile kurduğu bu uzun soluklu ilişkinin yeni bir bölümünü oluştururken, farklı kuşak ve coğrafyalardan sanatçıların pratiklerini günümüzün gerçeklik, kimlik, temsil, teknoloji ve algı tartışmaları etrafında buluşturuyor.

On Sanatçı, Gerçekliği Kurmanın Farklı Yolları

Maria Ceppi (d. 1963, İsviçre), tanıdık biçimleri kararsız ve tanımlanması güç hâllere dönüştüren melez heykelleri aracılığıyla maddesel ve bedensel dönüşüm süreçlerini araştırıyor. Beden, nesne ve malzeme arasındaki sınırları belirsizleştiren çalışmalarında maddesellik, belirsizliğin ve dönüşümün taşıyıcısına dönüşüyor.

Nilbar Güreş (d. 1977, Türkiye), kimliğin, toplumsal cinsiyetin ve kültürel aidiyetin nasıl inşa edildiğine odaklanırken; dışlanma, direniş ve miras alınan toplumsal roller ile anlatıları yeniden düşünmenin imkânlarını araştırıyor. Güreş, hâlen 61. Venedik Bienali’nde Türkiye’yi temsil ediyor.

Bakışın kendisi de serginin temel meselelerinden birine dönüşüyor. Sofia Mitsola (d. 1992, Yunanistan), arzu, yansıtma, iktidar ve öz-belirlenim arasındaki gerilimleri resimsel dünyalar üzerinden ele alıyor. Kendinden emin figürleri izleyicinin bakışına doğrudan karşılık verirken, bakan ile bakılan arasındaki sınır sürekli yeniden tanımlanıyor.

Natasza Niedziółka (d. 1978, Polonya) ise algının ritmini yavaşlatıyor. İplik, renk, yüzey, hareket ve zaman, sanatçının çalışmalarında sessiz ancak fiziksel olarak hissedilebilen alanlarda yoğunlaşıyor. İnce geçişler, tekrarlar ve katmanlaşmalar üzerine kurulu soyutlama dili, eser karşısında geçirilen zamanla bütünüyle açığa çıkıyor.

Kültürel anlamın nasıl ve kimler tarafından üretildiği, imgelere hangi koşullarda değer ve otorite atfettiğimiz gibi sorular Christian Jankowski (d. 1968, Almanya) ve Serkan Özkaya’nın (d. 1973, Türkiye) pratiklerinde farklı açılardan ele alınıyor.

Jankowski, toplumsal roller, sanatsal üretimde müelliflik ve kültürel sistemlerin işleyiş biçimleri üzerine çalışıyor. İş birliği, çeviri ve dönüşümü yöntem olarak kullanarak bu sistemleri yeni aktörlere ve farklı yorumlara açıyor. Uluslararası alanda tanınan kavramsal sanatçı, 1999 ve 2013 yıllarında Venedik Bienali’ne katıldı; 2016 yılında ise bir Manifesta bienalinin tek küratörü olarak görev yapan ilk sanatçı oldu.

Serkan Özkaya ise özgün ile kopya, sahicilik ile temsil arasındaki değişken ilişkilere odaklanıyor. Çalışmaları, kültürel değerin ne ölçüde bağlama ve algıyı şekillendiren sistemlere bağlı olduğunu görünür kılıyor.

Tobias Pils (d. 1971, Avusturya), resmini bilinçli olarak figürasyon ile soyutlama, hafıza ile tahayyül arasında hareket hâlinde tutuyor. Yapıtlarını tek ve kesin bir okumaya kapatmayan sanatçının yakın zamanda Viyana’daki mumok’ta gerçekleşen Shh başlıklı sergisi, bugüne kadar çalışmalarına ayrılmış en kapsamlı sunum oldu.

Türkiye çağdaş resminin belirleyici isimlerinden Ekrem Yalçındağ (d. 1964, Türkiye), renk, bezeme, tekrar ve geometriden hareketle karmaşık görsel sistemler geliştiriyor; farklı kültürel gelenekleri ve hafıza alanlarını bir araya getiriyor. Sanatçının çalışmaları, 19 Eylül–1 Kasım 2026 tarihleri arasında Ankara’daki CerModern’de gerçekleşecek kapsamlı bir sergide de izleyiciyle buluşacak.

Miao Ying (d. 1985, Çin) ile serginin odağı dijital gerçekliklere doğru genişliyor. Sanatçının pratiği; internet kültürü, ideoloji, dijital platformlar ve yapay zekânın artık yalnızca gerçekliğe aracılık eden yapılar olmadığını, algımızın ve davranışlarımızın oluşumunda giderek daha etkin bir rol üstlendiğini araştırıyor. Miao Ying’in çalışmaları, İstanbul’daki sergiyle eşzamanlı olarak Viyana’daki Belvedere 21’de gerçekleşen kişisel sergisinde de izlenebiliyor.

Beat Zoderer (d. 1955, İsviçre) ise Somut Sanat geleneğinin içinden üretirken bu geleneğin düzen ve sistem anlayışını sürekli kendi sınırlarına taşıyor. Renk, ritim, tekrar ve katmanlardan oluşan yapıları ilk bakışta son derece kesin ve kontrollü görünse de hiçbir zaman bütünüyle durağanlaşmıyor. Zoderer böylece en sıkı biçimde düzenlenmiş sistemlerin dahi açık, değişken ve dönüşüme elverişli kalabileceğini ortaya koyuyor.

Sergi boyunca beden ile ona yüklenen toplumsal anlamlar, kültürel hafıza ile kişisel algı, özgün ile yeniden üretim, bezemesel düzen ile algoritmik yapı, maddi dünya ile dijital gerçeklik arasında yeni ilişkiler kuruluyor.

Farklı kuşaklardan ve kültürel coğrafyalardan sanatçıları ortak bir zeminde buluşturan Making Worlds. Systems of Being, gerçekliği tamamlanmış ve değişmez bir yapı olarak değil; sürekli kurulan, sorgulanan ve yeniden biçimlendirilebilen bir alan olarak ele alıyor. Sergi, izleyiciyi içinde yaşadığı sistemleri fark etmeye ve başka dünyaların nasıl mümkün olabileceği üzerine düşünmeye davet ediyor.