Kadınlarda Yıllarca Fark Edilmeyebiliyor: Toplumun “Asperger” Dediği Tablo Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Sessiz, içine kapanık, “fazla detaycı”, sosyal ortamlarda zorlanan ya da “çok hassas” olarak tanımlanan bazı kadınların yaşadığı güçlüklerin altında aslında otizm spektrum bozukluğu yer alabiliyor. Özellikle çocukluk döneminde belirgin belirtiler göstermeyen bireyler, yıllarca farklı tanılar alarak yaşamlarını sürdürebiliyor.

Koç Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Herdem Aslan Genç, toplumda hâlâ yaygın olarak kullanılan “Asperger sendromu” ifadesinin artık ayrı bir tıbbi tanı olmadığını belirterek, günümüzde doğru yaklaşımın “otizm spektrum bozukluğu” çerçevesinde değerlendirme yapmak olduğunu söylüyor.

“Asperger” adı kullanılıyor ama tıbbi sınıflandırma değişti

Dr. Herdem Aslan Genç’e göre kamuoyunda “Asperger sendromu” olarak bilinen durum, 2013 yılından bu yana uluslararası tanı sistemlerinde bağımsız bir tanı olarak yer almıyor. Günümüzde bu profil, otizm spektrum bozukluğu içinde değerlendiriliyor.

Uzmanlara göre en yaygın yanlış inanışlardan biri de “yüksek işlevli” ya da “hafif otizm” gibi tanımlamalar. Çünkü akademik olarak başarılı ya da yüksek zekâya sahip olmak, kişinin günlük yaşamda, sosyal ilişkilerde veya bağımsız yaşam becerilerinde zorlanmadığı anlamına gelmiyor.

Çocuklukta gözden kaçabiliyor

Otizm spektrumunda yer alan birçok çocukta dil gelişimi zamanında hatta beklenenden erken gerçekleşebiliyor. Bu nedenle aileler herhangi bir gelişimsel farklılıktan şüphe duymayabiliyor.

Oysa güçlük çoğu zaman konuşmanın kendisinde değil; sosyal iletişimde ortaya çıkıyor. Sohbeti karşılıklı sürdürememe, ima edilen anlamı anlamakta zorlanma, rutin değişikliklerinden rahatsız olma veya belirli ilgi alanlarına yoğun şekilde odaklanma en sık görülen özellikler arasında yer alıyor.

Bunun yanında kıyafet etiketlerinden rahatsız olma, belirli seslere veya dokulara karşı aşırı hassasiyet gibi duyusal farklılıklar da erken dönemin önemli ipuçları arasında bulunuyor.

Kadınlarda belirtiler farklı seyredebiliyor

Son yıllarda yapılan çalışmalar, kadınlarda otizm belirtilerinin erkeklerden farklı görünebildiğini ortaya koyuyor.

Dr. Genç’e göre kız çocukları ve kadınlar sosyal davranışları gözlemleyip taklit ederek çevreye daha kolay uyum sağlayabiliyor. Bu durum belirtilerin uzun yıllar fark edilmemesine neden olabiliyor.

Ancak bu “maskeleme” davranışı ciddi bir zihinsel yük oluşturuyor. Sürekli sosyal kuralları analiz etmeye çalışmak, doğru tepkiyi vermek için çaba göstermek zamanla yoğun yorgunluk, tükenmişlik hissi, kaygı ve kimlik karmaşasına yol açabiliyor.

Bu nedenle birçok kadın, otizm spektrum bozukluğu yerine depresyon, anksiyete ya da yeme bozukluğu gibi farklı tanılarla tedavi görebiliyor.

Geç tanı sadece tanıyı değil, yaşamı da etkiliyor

Son yıllarda yetişkinlik döneminde tanı alan bireylerin sayısındaki artış, otizmin daha sık görülmesinden değil, farkındalığın yükselmesinden kaynaklanıyor.

Bazı yetişkinler çocuklarına tanı konulduktan sonra kendi çocukluk deneyimlerini yeniden değerlendirmeye başlıyor. Bazıları ise yıllardır devam eden depresyon, kaygı bozukluğu ya da tükenmişlik şikâyetlerinin altında farklı bir nörogelişimsel profil olduğunu ancak ileri yaşlarda öğreniyor.

Dr. Genç, doğru tanının kişinin kendisini anlaması, ihtiyaçlarını fark etmesi ve uygun desteğe ulaşabilmesi açısından önemli bir başlangıç olduğunu vurguluyor.

Amaç değiştirmek değil, yaşamı kolaylaştırmak

Otizm spektrum bozukluğunda güncel yaklaşımın bireyi değiştirmeye çalışmak olmadığını belirten Dr. Herdem Aslan Genç, asıl hedefin kişinin güçlü yönlerini desteklemek ve günlük yaşamını kolaylaştıracak düzenlemeler yapmak olduğunu söylüyor.

Ailelerin, öğretmenlerin ve işverenlerin davranışları yalnızca “utangaçlık”, “inatçılık” veya “kişilik özelliği” olarak değerlendirmemesi gerektiğini belirten Genç, erken fark edilen bireylerin eğitim, iş ve sosyal yaşamda çok daha sağlıklı bir gelişim gösterebildiğini ifade ediyor.

Uzmanlara göre nöroçeşitlilik perspektifi, bireyi değiştirmeye çalışmak yerine onun farklılıklarını anlayan ve ihtiyaçlarına uygun ortamlar oluşturmayı hedefliyor. Çünkü bazen yaşamı değiştiren şey, kişinin kendisi değil; ona sunulan koşullar oluyor.