Dating’in Kara Aynasına Karşı: Laila Neden Yapay Zekâyı Değil, İnsan Enerjisini Seçiyor?

Kaan Divitoğlu’na göre dating’in geleceği teknoloji değil, teknoloji-sonrası dönem. Laila, algoritmaların değil gerçek karşılaşmaların kazandığı bir ekosistem tasarlıyor.

1.Diğer uygulamalar yapay zekâya yüklenirken Laila neden “minimum ekran, maksimum gerçeklik” prensibini benimsiyor? Bu bir karşı duruş mu yoksa bir strateji mi?

Bu hem bilinçli bir karşı duruş hem de çok net bir strateji. Zaten telefonlara fazlasıyla bağlı yaşadığımız bir dönemdeyiz ve yapay zekâ bu bağı daha da güçlendiriyor. Evet, AI birçok şeyi kolaylaştırıyor ama insan ilişkileri söz konusu olduğunda, işleri daha da yüzeyselleştirme riski taşıyor.

Özellikle flörtte, bağ kurmak biraz emek ister. İnsanların kendini ortaya koymasını, küçük riskler almasını, gerçekten orada olmasını gerektirir. Bunlar bir algoritmanın ya da ne kadar akıllı olursa olsun bir chat ekranının yaratabileceği şeyler değil. Yapay zekâ bu süreci fazla “optimize” etmeye çalıştığında, bağlantıyı anlamlı kılan tarafları da törpüleyebiliyor.

Bu yüzden “minimum ekran, maksimum gerçeklik” bizim için sadece bir ürün tercihi değil. Teknolojiyi insan ilişkilerinin yerine koymak için değil, insanları daha hızlı gerçek hayata taşımak için kullanıyoruz. Laila, yapay zekâ merkezli dating yaklaşımına bir alternatif sunuyor — çünkü gerçek bağların ancak gerçek hayatta kurulabildiğine inanıyoruz.

2.Uygulamanın ‘date-first architecture’ modeli teknoloji dünyasında ne kadar radikal? Bu modelin arka planında nasıl bir ürün geliştirme felsefesi var?

Aslında ‘Ben bunu yapmak istiyorum, kim katılmak ister?’ davranışı dijital dünyada hâlâ oldukça yeni — özellikle dating tarafında. Bunun ilk örneklerini Facebook gruplarında gördük. İnsanlar ortak ilgi alanları etrafında bir araya geliyor, çoğu zaman da bu online tanışmalar gerçek hayatta buluşmaya dönüşüyordu. COVID sonrası bu davranış çok hızlandı. Uzaktan çalışmanın yaygınlaşmasıyla birlikte insanlar dünyanın farklı yerlerinde yaşarken hızlıca bağlantı kurabilecekleri yollar aramaya başladı. Ve bu buluşmaların önemli bir kısmında romantik bir niyet de vardı.

Biz de şunu sorduk: insanlar zaten böyle davranıyorsa, neden dating uygulamaları bunu merkezine almıyor? Date-first mimarisi bu yüzden teknoloji dünyasında radikal. Çünkü klasik modeli tersine çeviriyor. Önce profillere bakmak yerine, önce niyet ve deneyimle başlıyoruz; bağlantı da buradan doğal olarak oluşuyor.

Bu yaklaşımın arkasındaki ürün felsefesi çok net: sonsuz keşif için değil, gerçek niyet için tasarlamak. Bugün insanlar romantizmi gerçek hayatta yaşamak istiyor ama adayları bulmak için hâlâ uygulamalara güveniyor. Bu çelişki büyüdükçe, planla başlayan bu modelin de daha fazla benimseneceğine inanıyoruz

3.Toplanan kullanıcı davranış verileri, dating dünyasının gerçekte nasıl çalıştığını bize ne öğretiyor? En şaşırtıcı içgörü hangisi?

Laila’yı kurmadan önce dating hakkında birçok varsayımım vardı; sonuçta 11 yılı aşkın süredir farklı uygulamaları kullandım. Bazıları doğru çıktı, bazıları ise tamamen yanlış. Ama verilerden en net gördüğümüz şey şu oldu: Geleneksel dating uygulamalarında ilgi çok dar bir alanda toplanıyor.

Çoğu uygulamada, profillerin küçük bir kısmı ilginin büyük bölümünü çekiyor. Bu aslında bireysel tercihlerden çok, sistemin nasıl çalıştığıyla ilgili. İnsanlar çok fazla seçeneğe maruz kaldığında, dikkat doğal olarak daralıyor. Bu da bir dengesizlik yaratıyor: birkaç profil çok fazla ilgi görürken, birçok insan fark edilmeden kalıyor. Sonuçta hem kadınlar hem erkekler dating konusunda daha umutsuz ve tatminsiz hale geliyor.

Laila’da bizim için en değerli kırılım şu oldu: Erkeklerin sadece profilleriyle değil, date fikirleriyle öne çıkabilmesi. İlginç bir buluşma fikri paylaşıldığında, insanlar dış görünüşten çok “bu deneyimi ister miyim?” diye bakıyor. Verilerimiz, erkeklerin paylaştığı buluşmaların %44’ünün en az bir like aldığını gösteriyor — bu da sektördeki klasik dinamiklere kıyasla çok ciddi bir fark.

Bizi asıl şaşırtan ise, kadınların erkeklerden daha fazla date fikri paylaşıyor olması oldu. Bu da daha geniş bir dönüşümün işareti. Kadınlar eğitimde, iş hayatında ve sosyal yaşamda daha fazla söz sahibi oldukça, dating’de de daha aktif bir rol almaya başlıyor. Bu da flört dinamiklerinin kökten değiştiğini gösteriyor

4.Laila’nın “share your date” özelliği aslında yeni bir sosyal medya davranışı yaratıyor. Bu davranışın kültürel etkisini nasıl okuyorsunuz?

“Share your date” aslında yeni bir sosyal davranış yaratıyor. Son yıllarda “ben bunu yapmak istiyorum, kim katılmak ister?” yaklaşımının nomad uygulamalarında ve dijital topluluklarda hızla yayıldığını görüyoruz. Ama bu davranışın romantik niyetle, yani doğrudan buluşmaya dönük şekilde kullanılması gerçekten çok yeni.

Bence burada önemli olan şu: Yeni nesiller, özellikle dijital ortamlarda ne istediklerini söyleme konusunda çok daha rahat. Ama iş bunu gerçek hayata taşımaya gelince hâlâ zorlanıyoruz. Bir buluşma fikrini açıkça paylaşmak, tam da bu iki dünya arasında bir köprü kuruyor. Küçük sohbetlere ya da rol yapmaya girmeden, net bir niyet ortaya koyma imkânı veriyor.

Kültürel olarak bu, kendini anlatmaktan çok niyetini paylaşmaya doğru bir kayış. “Ben kimim?” demek yerine, “ben bu deneyimi yaşamak istiyorum” demek. Aslında hepimiz iyi bir eşlik, keyif aldığımız deneyimler ve gerçek bir bağ arıyoruz. İstediğimiz buluşmaları daha açık şekilde paylaşmak ve buna katılmak isteyen insanları çekmek, bu ihtiyacın çok doğal bir yansıması.

5.Önümüzdeki dönemde Laila’yı bir uygulamanın ötesine taşıyacak hangi teknolojik veya topluluk bazlı hamleler planlanıyor?

Biz Laila’yı bir dating uygulamasından çok, bir “+1 ağı” olarak görüyoruz. Böyle bir yapı da tek bir uygulamanın içine sıkışamaz. Zaten gün içinde Instagram, WhatsApp, farklı platformlar arasında sürekli geçiş yapıyoruz — bir de bunun üstüne ayrı bir uygulama daha eklemek insanlara yük geliyor.

Bu yüzden şu anda uygulamayı tamamlayan, web tabanlı bir +1 ağı üzerinde çalışıyoruz. Amacımız, insanların nerede olmak istiyorlarsa oradan Laila’ya ulaşabilmesi. İster Instagram’dan bir DM atarak, ister WhatsApp’tan mesaj yazarak, isterse artık giderek daha fazla kullandığımız ChatGPT gibi dijital asistanlar üzerinden… “Şunu yapmak istiyorum” dediğinde, o deneyimden gerçekten keyif alacak kişilere hızlıca ulaşabilmesini istiyoruz.

Bir yandan da topluluk tarafını güçlendiriyoruz. İnsanların sadece eşleşmesini değil, gerçek hayatta ait hissedebileceği ortamlar bulmasını önemsiyoruz. Bu yüzden şehirlerde hızla çoğalan sosyal kulüplerle ve aktivite temelli topluluklarla yakın iş birlikleri kuruyoruz. Çünkü klasik ilk buluşmalar çoğu zaman tekrarlı ve biraz yapay olabiliyor. Ortak bir aktivite etrafında bir araya gelmek ise baskıyı azaltıyor ve insanların çok daha doğal şekilde bağ kurmasını sağlıyor.

Özetle, Laila’yı bir uygulamanın ötesine taşıyan şey, teknolojiyi ve topluluğu birlikte düşünmemiz. İnsanların kendilerini en rahat hissettikleri kanaldan, en hızlı şekilde gerçek hayata geçebilmesini sağlamak istiyoruz.